Press  »  Online Aktivistler Almanya'nın Siyasetini Etkilemeye Başladı

Taşnikli, Mehmet. Online Aktivistler Almanya'nın Siyasetini Etkilemeye Başladı. Internet.com August 18, 2009.

Online Aktivistler Almanya'nın Siyasetini Etkilemeye Başladı.

Hukukçu bir arkadaşım, ABD'de hukukun (sadece online değil, tamamı) günün ihtiyaçlarına göre sürekli gelişmekte olduğunu, ancak gelişmelerin Avrupa'ya 2 yıl ve Türkiye'ye de ondan sonraki 2 yıl içinde geldiğini anlatmıştı.

Anlaşılan bu gözlem İnternet açısından da geçerli. İnternet'in özellikle sosyal network özelliği, sadece reklam değil yanısıra demokrasi açısından da önemli bir araç.

Amerika siyasetçiler bunun farkındalar çünkü son başkanlık seçiminde, başta Başkan Obama olmak üzere tüm Amerika'lı siyasetçilerin interneti yoğun bir şekilde kullandığını gördük. Şimdi Almanya'da ilginç gelişmeler var.

Alman Spiegel gazetesi, ulusal seçimlerin yaklaştığı Almanya'da, siyasi partiler Facebook ve Twitter aracılığı ile Web-düşkünü seçmenlere hitap etmenin yollarını aradığını bildiriyor. Ama başka bir duruma daha dikkat çekiyor; O da siyasi partilerin Internet politikalarına karşı blog yazarlarının ve online aktivistlerin aynı ortamı gayet başarıyla kullanmakta oldukları.

Öyle ki, interneti eleştiren Yeşil Parti politikacılarından 38 yaşındaki Matthias Güldner'in görüşlerine karşı internet ortamında yükselen protestolar o kadar başarılı oldu ki, Yeşil Parti kendi politikacısını kınayan bir açıklama yayınladı.

Spiegel'in haberine göre, Almanya’nın kuzeyinde yer alan Bremen parlamentosunda Yeşillerin parti grup başkanı olan Güldner muhafazakar günlük gazete Die Welt’te yayınlanan bir yazıda kendi ifadesi ile “Internet’in dayanılmaz hafifliğini” sert bir biçimde eleştirdi.

Güldner bu hareketi ile Web’de her şeyin olması gerektiği kadar liberal olmadığını savunan partisi ile ters düşmüş oldu. Güldner bir yandan internete yüklenirken, diğer yandan da kendi partisine mensup bazı arkadaşlarını “twitter dışında beyinlerini kullanmadıkları” şeklinde eleştiriyordu (Not : demek ki Twitter kullanmak için beyin gerekiyor. Bizim milletvekillerimizin kaç tanesinin Twitter kullandığını öğrenmek isterdim).

Güldner partisini Internet yasası ve ahlak sınırlamaları ile ilgili çok az endişe duymakla suçluyor.

Güldner ve Yeşiller arasındaki görüş farklılığının temelinde, bizim ülkemizde de sorun olan bir konu yatıyor : Alman parlamentosunun çoğunluğunu oluşturan Hıristiyan Demokratlar Partisi (CDU) ve merkez-solda yer alan Sosyal Demokratlar Partisinin (SPD) oluşturduğu büyük koalisyon hükümetince Haziran ayında parlamentodan (Bundestag) geçirilen yeni “erişim kısıtlama yasası” geçirildi.

Bu yasa çocuk pornosu içeren Web sitelerinin bloke edilmesini sağladığı için Güldner’den destek görüyor. Ancak Güldner’in partisi Yeşillerin yürüttüğü kampanyadaki en önemli sloganlardan birisi “Yeşillere verilen oy özgür Internet’e verilen oydur” sloganı olunca Güldner ile kendi partisi bir çatışmış oluyor.

Ancak Güldner’in sözleri internette geçtiğimiz hafta içinde ciddi bir reaksiyonu tetikledi ve Berlin’de bulunan parti merkezinden hemen resmi bir kınama açıklaması yapıldı. Yeşil Parti’nin ulusal komitesi açıklamasında Bremen’li politikacının “bireysel görüşlerinin” parti çizgisi ile “kabul edilemez bir biçimde” çeliştiğini duyuruldu.

Twitter’da yayınlanan görüşlerde ise (ki oldukça fazla görüş yazısı yayınlandı) partinin gençlik kanadı ulusal komitesi de Güldner’in yorumlarını “karalayıcı” ve “popülist” olarak niteledi.

Spiegel'in notuna göre; Almanya’da Internet politikaları ikincil bir mesele olarak görülüyordu ve politikacıların bu teknoloji ile kariyerlerini ilerletebilecekleri veya seçmenleri etkileyebilecekleri hesaplanmıyordu.

Ancak bu seneki seçimlerde durumun değiştiği belirtiliyor. İlk defa Internet seçimlerde önemli bir rol oynuyor. Bunun sebebi kısmen Alman politikacıların ilk defa Web’i bir iletişim ortamı olarak kabullenmeleri ve kucaklamaları. Tıpkı parlamentoda sayıları her geçen gün artan vekiller gibi Şansölye yani Almanya Başbakanlığı koltuğunun en büyük iki adayı CDU’dan Angela Merkel ve SPD’den Frank-Walter Steinmeier Amerika Başkanı Obama’nın başarılı Internet kampanyasının bir benzerini sergileme uğraşıyla blog yazmaya, twitter kullanmaya ve podcastinge* başladılar.

Buna ek olarak parlamenter seçim kampanyalarının başlangıcı ile birlikte Internet ile ilgili meseleler bir anda son derece tartışılan sıcak konular haline geldi. Dijital dünyada nelerin izne tabi olması gerektiği ve Internet özgürlüğü konusunda ne gibi sınırlamaların konulması gerektiği gibi soruların dahil olduğu bu konular mevcut siyasi partiler için son derece zorlayıcı meseleler durumunda.

Yeşiller bu konuda bölünmüş durumdalar ancak SPD partisi de öyle. Almanya’da siyasi manzaranın dijital bir siperle ikiye ayrıldığı son derece net görülüyor. Bir tarafta Internet’i teröristlerin ve çocuk istismarcılarının uğrak yeri olarak gören ve daha fazla kontrol talep edenler var. Diğer tarafta ise Web’i kişisel özgürlükleri olan değerlendirenler mevcut. Bu ikinci grup Internet’i yaşamlarını, işlerini ve aşk hayatlarını düzenlemede büyük kolaylık sağlayan bir ortam olarak görmekteler. Ve onlar için Internet aynı zamanda protesto için de uygun bir ortam sağlıyor.

Alman blog dünyasında netzpolitik.org veya odem.org gibi politik lobicilerin sitelerini ziyaret eden herkes için Internet aktivistlerinin mevcut siyasi partilere savaş açma hazırlığında olduğu su gibi berrak. Bu aktivistlerin pek çoğu geleneksel olarak anti-kurumsal parti konumundaki Yeşiller Partisi’ni destekliyor. Parti’nin sloganlarından birisini “Yakında bizler için keşke apolitik olsalardı diyecekler,” ifadesi oluşturuyor.

Bu yılın seçim kampanyaları arasında bir başka yenilik ise kampanya karargahlarındaki stratejistlerin uzun süreden beri “bir şeyden anlamaz” gözüyle baktıkları Internet kullanıcılarını son derece ciddiye alıyor oluşu.

Örneğin Berlin’deki SPD seçim karargahındaki stratejistler kampanyalarına Facebook ve Twitter desteğini dahil etmek amacıyla büyük ölçekli bir girişimde bulunduklarında, internet aktivistlerinden aldıkları tepkiler karşısında dehşete kapılmış durumdalar Bu tepkiler kınamadan, açıkça reddetmeye ve hatta düpedüz nefret ifadelerine dek uzanıyordu.

Web’i daha katı bir biçimde izleme ve düzenleme çalışmalarını son derece şevkle gerçekleştiren SPD/CDU koalisyonunun Alman Internet kullanıcıları tarafından yeni protesto hareketleri başlatılmasına yol açmış olması da bu durumu oldukça ironik bir hale getiriyor. Kendilerini “Net sakinleri/ net vatandaşları” olarak niteleyen protestocu Internet kullanıcıları açısından telekomünikasyon firmalarına veri kaydı yaptırılması, otoriteler tarafından şüphelilerin bilgisayarlarının online takibi ve biyo-metrik tanımlama kartlarının yürürlüğe konması gibi hükümet girişimleri kendilerinin sözde çok değer verdikleri özgürlük haklarına yapılan saldırılardan başka bir şey değil.

Hükümetin Internet ile ilgili çıkarttığı yasalar ve yukarıda bahsedilen girişimlerin hemen ardından ise Aile Bakanı Ursula von der Leyen’in çocuk pornosu gösteren veya teşvik eden Web sitelerine erişimin engellenmesini sağlayan hareketi ile birlikte hoşnutsuzluk ve anlayışsızlığı tetikleyen kıvılcım parladı. Alman Internet camiasında teknik anlamda von der Leyen yasası çocuk pornografisini etkin biçimde engellemek konusunda tamamen yetersiz ve uygunsuz bulunuyor. Aslına bakarsanız pek çok aktivist bu yasayı daha geniş kapsamlı bir Internet sansürcülüğüne giden yolda ilk adım olarak görmekte.

Bu yasanın çıkışının ardından büyük partiler ile netizenler adı verilen Internet sakinleri arasındaki iletişim ciddi anlamda zarar görmüş gibi gözüküyor. Daha önceleri parçalanmış ve bütünlükten yoksun olan Internet protesto hareketi, 2006 yılında kurulmuş olan Korsan Partisi’nin de kanıtladığı üzere, gittikçe daha organize hale gelmekte. Her geçen gün büyüyen bu hareket online dilekçeler ve imza kampanyaları da dahil olmak üzere sesini daha fazla duyurmak için yeni yöntemler arıyor. Örneğin von der Leyen’in Internet kontrolüne karşı açılan bir dilekçe oluşumu bir anda 134,000 imza toplamayı başardı.

Şekillenmeye başlayan hareket bir çeşit ekstra-parlamenter muhalefet olarak nitelenebilir. Ülkenin güneybatısında yer alan Kaiserslautern şehrinde ders veren dijital medya profesörlerinden Hendrik Speck için ise bu gelişme aslında sürpriz değil. Speck "Aslında günümüzde yeniden müzakere edilen şeyler bilim toplumunun merkezinde yer alan sorunlardan ibaret, ancak bu müzakereyi yürütenler kendi e-maillerini okuyabilmek için başkalarına önce çıktı aldıran “offline” politikacılar,” diyor. "Her gün Internet’te işi olanların, Net ile büyümüş olanlarınsa Alman parlamentosunda bir lobisi mevcut değil.”

Bu sorun bir bakıma da nesil çatışmasından doğmakta. Verdiği röportaj sırasında Berlin’in şık bölgelerinden Mitte’de yer alan St. Oberholz adlı kafede oturmakta olan 36 yaşındaki Speck söylediklerini daha kolay anlamamız için çevresine bir göz atmamızı istiyor. Kafedeki masalar Apple laptoplarının başına oturmuş hepsi de 20 ila 30’lu yaşlarında olan müdavimlerle dolup taşmakta. Bu insanlar görüşmeler yapıyor, gazetelerini okuyor ve işletme planlarını düzenliyorlar. Ve tüm bunları online olarak yapıyorlar. Özgür Internet bu insanların yaşam alanlarının, habitatlarının bir parçası olmuş durumda. Bu alanda sürekli bir iletişim halindeler ve tüm dünyadan insanlarla network oluşturuyorlar. Burada görebildiğimiz gerçekten çalışmayan tek bağlantı ise bu kafede oturan müdavimlerle Alman siyasi partileri arasındaki bağlantı.

Bu durum aynı zamanda partiler için stratejik bir problem. Netizen olarak tanımlanan Internet sakinleri genellikle genç ve iyi eğitimli kişilerden oluşuyor. Blog yazılarına ve Twitter görünümlerine bakılırsa netizenlerin pek çoğu etrafında etki bırakan, trendlere yön veren kişiler. Hatta bazı blog yıldızları kendi ortamlarında fikir önderleri olarak görülebilir. Internet politikacılar için de inanılmaz bir potansiyel sunmakta. Nüfusu 82 milyon olan Almanya’da günümüzde 40 milyondan fazla Internet kullanıcısı ve 21 milyonun üzerinde video oyun takipçisi mevcut. Yoksa büyük partiler tüm bir nesille mi bağlarını kaybetmekte?

Ülkemizde blogger ve online aktivistlerin bu kadar aktif hale gelmeleri ne kadar sürer dersiniz? 2 yıla mı ihtiyaç var? Sahi bir sonraki seçimler ne zaman?*

*- Podcasting ses, görüntü ve yazı içeren yayınların yayın zamanından sonra izlenmek üzere kişisel bilgisayarlara, cep telefonu, MP3 çalar, video oynatıcı ya da dizüstü bilgisayar gibi taşınabilir aygıtlara yüklenmesidir. Terim Apple yoluyla üretilen taşınabilir müzik-çalar iPod'un, adındaki pod ve İngilizce yayın anlamına gelen "broadcast" sözcüğünün cast kısmı alınarak türetilmiştir. Ancak günümüzde 'podcast', doğrudan iPod ile ilgili bir kavram değildir

* Not : Türk Siyasi partilerinin interneti ne kadar kullanabildiğini yakında raporlayacağız.

Contact

Professor Hendrik Speck. 2007.

Prof. Hendrik Speck
University of Applied Sciences Kaiserslautern
Department of Computer Sciences
Amerikastrasse 1
66482 Zweibrücken
Germany

Office: Building O, Room O 017

E-Mail: Hendrik.Speck  (at) hs-kl (dot) de
Phone: +49 631 3724 5360

Call Prof. Hendrik Speck with Sykpe Chat with Prof. Hendrik Speck

See Xing Profile of Prof. Hendrik Speck See Projects and Programs of Prof. Hendrik Speck

* Click here to View larger map.